Şekil ve surette işler ne kadar karışık olursa olsun. Çözümü mutlaka vardır.
Fakat iş gerçeğe geldiğinde , çözüm yine gerçeğin kendisi olur.
Gerçek asla değişmez. Bu bakımdan , tariflerde ; Her fiildeki faili ,
Her sıfatta mefsufu ve her vücutta mevcudu müşahade et denir.
Fail , mefsuf ve mevcutta hiç bir şekilde değişiklik olmaz.
Bize düşen sadece müşahadedir. Ne varki müşahade etmek ,çok kolay
değildir.
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi , nefs ve nefsin hükmü altında olan akıl
gerçeği müşahade edebilmenin önüne perde çeker.
Gerçekte yapmam gereken bir mevzuda takıldım ! Yapsammı ?
Yapmasammı ?
Tabiki yapmam gereken iş ortada duruyor. Günler , haftalar geçti .
Nefs ve akıl yönü , yapmam gereken işi yapmama engel oluyordu.
Bir gün Efendim dediki !
Söyle bakalım bu işi yapmamanı Allah'mı istemiyor? Senmi istemiyorsun ?
Daha derin düşünceye daldım.Bu sorunun cevabı 15 sene sonra karşıma
çıktı.
Sureti kelimelerin cevabı, sözlükte veya lugatta vardır.
İş gerçeğe geldiğinde , Cevap lütfedilmedikçe , gerçek asla bilinmez.
Bu bakımdan , meratip. Makam ve mertebeler vardır.
Gerçeği anlamak, gerçeği yaşamak, hep lutufla ilgilidir.
Vermez ise Mahbub . Neylesin sultan Mahmut. Derlerya aynen öyle.
Lutfa nail olmak içinse, tüm benliğimizden arınmamız şart.
Yine her zaman olduğu gibi İNŞAALLAH diyelim.
Ancak vazifemizide yerine getirelim.
GEL DEMEZ İSEN. BU GÜNAHKARE.
KUL KADİRMİKİ . SANA YOL VARE.
ÇARE YOK. SENDEN OLMAZSA ÇARE.
Saygılarımla